Kaçtım…
Kendimden gelen haykırışları duymamak için sessizliğin içindeki sesleri,
Karanlığın içindeki yüzleri görmemek için kaçtım…
Baktım…
Geriye dönüp baktığımda yitik bir kentin kayıp bir düş’ü oldum
Düşlerimin griliğinde kendime baktım…
Sisli ve yağmurlu bir havada İstanbul’a bakar gibi baktım…
Saklandım…
Tüm kelimelerimi yanıma alıp saklandım, cümlelerimin beni terk etmesine izin verdim…
Kilitli bir kapının ardında herkesten ve her şeyden saklandım…
Islandım…
Yağan yağmurlar altında şemsiyesiz saatlerce dolaştım, ıslandım…
Yağmurla birlikte yağdım avuçlarına… Yağmurla ıslandım…
Sustum…
Tüm şiirleri, şarkıları sözsüz bestesiz bıraktım…
Cümlelerimi anlamsız, kelimelerimi çırılçıplak yalnız bıraktım, sustum…
Döndüm…
Buz tutmuş düşlerim, yaban kalmış gülümseyişlerimle…
Eksik kalan günlerimle yaşanmamış yarınlarıma döndüm…
Kaçarken baktığımda saklanan benliğimin yağmurda ıslanışını
Susmaların ardından gördüm…
Ve dünüme bu günüme yarınıma döndüm!!!...
Bir deli yağmurdun sen;
Yağışını, tepeden tırnağa beni sırılsıklam yapmanı severdim.
Her damlan içime işlerdi, her damla yüreğime akan bir nehire dönüşürdü.
O ıslak halimle tir tir titrerken,
Bir tek damlanı bile kaçırmamak için kapanamazdım hiçbir yere.
Yağmurdan sonra üşümeyi kim sever ki?
Ben severdim işte.
Bir yağmur bağımlısına dönüştürmüştün beni.
Sen yağdığın zaman elinde şemsiyeyle gezen,
Kaçışan insanları gördükçe öfkelenirdim.
Seni hissetmeyen insan neden yaşardı ki dünyada?
Sonra dağılırdı öfkem ve gururlu bir gülüş kaplardı yüzümü.
Hiç kimsenin fark etmediği o güzel ıslaklığın tek sahibi bendim.
Bu beni hepsinden ayrıcalıklı kılıyordu.
Onlar sıradandı, ben farklı...
Uçurumun dibindeki yalnız çiçektim ben.
Tek besinim yağmurdu. Yağışını beklerdim.
Kurak günlere, ayaz gecelere inat hiç bitmeyen bir umutla beklerdim.
Kapardım yapraklarımı, bükerdim boynumu direnmek için.
Umudun yitip gittiği günler de oldu elbet.
Bekleyişin işkenceye döndüğü zamanlar da oldu.
Yağmama ihtimalin yoktu ama ya ben sabırsızdım,
Ya da sen yağacağın zamanı çok iyi bilirdin.
Ben bunun rahatlığıyla hiç solmayacağımı düşünürdüm.
Yağacağını bilerek özlemenin tadını da sevdim ben.
Benimle bekleyen diğer yalnız çiçekler
"Artık yağmayacak" diye kendi yağmurlarından ümidi kesmişken,
Ben "Durun" derdim onlara.
"Benim yağmurum hepimizi hayata döndürmeye yeter..."
Öyle kıvamında yağardın ki,
Ne sel olup yıkardın duvarları ne de birkaç damlayla kandırırdın dünyayı .
Hep yettin, hep "şükür" dedirttin.
Seni taşıyan bulutlar da hiç siyah olmadı.
Yakışmazdı sana kara bulutlardan düşmek dünyaya.
Aydınlığını verdin, beyaza boyadın onları.
Bu yüzden hiçbir zaman yıkım olmadı yağışın.
Yağışından sonra gökkuşağına dönüşmeni de sevdim.
Her damlan başka bir renkti.
Gözlerimi alamazdım o renk cümbüşünden.
Çabuk kaybolacağını bildiğim için bir saniye ayırmazdım gözlerimi senden.
Sonra güneş yükselir. Sen çekilirdin.
Ama her gidişin yeniden döneceğinin müjdesiydi, bilirdim...
Bu aralar yine kurak gidiyor günler.
Ne bir bulut var; ne de yere düşen bir damla.
Ben yine direniyorum ama geciktin ey yağmur.
Sitemdir sanma, vardır bir bildiğin ama
Düşün ki sen olmazsan solup gideceğim bu çorak dünyada...
YAĞ VE SIRILSIKLAM ET BENİ, BEN ÖYLE TUTKULU, ÖYLE YAĞMUR DELİSİ...